• gemi yolculuğu

    1.
    ilginctir, sözlükte, tren otobüs yolculuklariyla ilgili bir sürü entry girilmis olmasina ragmen gemi yolculuguyla ilgili ilk entry´i benim su an giriyo olmam...türkiye´min gercekleriyle örtüsüyor bunun böyle olmasi. denizcilik, üc tarafi denizlerle cevrili ülkem de nedense geri kalmis bir olaydir, ama bu durum bizi su an icin ilgilendirmiyor, biz gemiciligun ne kadar önemli oldugunu yazmayalim buraya o isi "büyük adamlarimiz" düsünsünler, biz "kücük" adam olarak, sadece sin yolcuyu ilgilendiren kismindan bahsedelim.
    türkiye´de gemi yolculugu pratik bir yarar saglamayacagi icin gelismemistir, gemicilik türkiye´nin diger ülkelerle ilintisi bi yana birakilirsa türkiye icindeki yolculuklar icin hic de uygulanabilir bir sey olmasa gerektir. trabzon´dan adana´ya gemiyle gittiginizi düsünün- trabzon´dan istanbul ve canakkale bogazlarini gecip ege´ye, ordan´da akdenize gecmeniz gerekecek, ve bu yolculuk tahminen 5 6 gün sürecektir.
    ama deniz yolculugunun mesafeleri kisalttigi bölgeler yerler de az degildir. en bilinen örnek yunanistan- italya arasindaki feribot seferleridir. türkiye´den almanya´ya giden bir zat, sirplarin düsmanligi, bulgar´larin polis giyimli soygunculariyla papaz olmamamk istiyorsa bu sekilde yolculuk yapar. türkiye-yunanistan-gemi-italya- isvicre-almanya güzergahi, bundan dolayi son derece tercih edilen bir güzergah olagelmistir.
    gemi yolculugu tabíi ki gemisine bagli bir konumdadir. bir de hava sartlarina, aynen ucak yolculugu gibi. akdeniz, pek de tekin bir deniz degildir kis aylarinda. yunanistan´in patra limanindan, italya´nin brindisi limanina yapilacak bir yolculuk 10 saat sürmektedir. gemiler genellikle cok konforludur, ve kabinler en az bir otel odasi kadar lüks icerir- tabii paraniza göre... isterseniz, geminin özel kabinler disinda her yerinde koltuk, kanepeleri vardir, icabinda yaniniza bir battaniye alir, herkesin alisveris yaptigi, icki ictigi bir yerde gayet de konforlu bir kanepeye uzanip uyuyabilirsiniz, gece gec saatlerden sonra herkes yatacagi icin gerci isin baslarinda uyuyamayabilirsiniz ama, ben gece saat 2´den sonra ortalikta in cin top oynamaya basladigi zaman bisikletle dünya turu atan adamlarin falan cok da güzel öyle yerlere kivrilip uyuduklarina sahit olmusumdur, hatta karima "lan olm niye biz bi sürü para verip kabin aliyoruz? bak adamlar mis gibi hem uyuyolar hem de 20 euro´ya seyahat ediyorlar "diyerek saka yapmisimdir. yalniz bu fikrin yan etkisi, bu fikre sahip olan insanlar cogaldikca kanepeler ve koltuklar insanlarla dolup tasacaktir- tahminimce gemi personeli de bu türden fazlalasmalara izin vermezler- ayrica sayi olarak da bu türden biletler sinirli sayidadir. bunun yaninda kabinlerle umumi yerdeki kanepeler disinda gemilerde de bulunan,aynen tren ucak ve otobüslerdeki pulman koltuklarda bir alternatiftirler. bu yerleri benim bindigim gemilerde genellikle geminin ortalarina yaparlar, bu bölümlerde pencere olmaz. ancak o koltuklar son derece rahattirlar, her birinin üzerinde okuma lambalari vardir. isiklar da o bölümdeki insanlarin kontrolündedir, genel isiklandirma istenildigi zaman söndürülebilinir,yani merkezi degildir, ancak diger yolculara sormak gerekir, genellikle problem yapmazlar isigin söndürülmesini- nasilsa kendi isiklari var-. ayaklar icin yeterinden cok fazla serbestilik mevcuttur, otobüs ya da ucak gibi degildir.koltuklar genistir ve cok güzel uyunur. yalniz horlayanlar, sevisenler öpüsüp koklasanlar olur, onlara aldirmamak lazimdir.

    bunun disinda gemiler cok büyüktür, bir tanesinin icine 250 tir kamyonunun sigdigini belirtmek yararli olacaktir. herbirinde birkac restorant bulunmaktadir. bu restorantlarin birisi mutlaka garsonlarin hizmet ettigi pahali bir restoranttir, cok paraniz yoksa o bölümden kacinmaniz gerekebilir. bir de self servis restorantlar mevcuttur, yemekler gemiler de her zaman icin cok kalitelidir. anahat gemileri internasyonel kurumlar tarafindan denetlenirler gemiye giren bütün yiyecekler belgeli ve buna binaen de bir miktar fiyatli olurlar, ancak gemide yiyeceginiz bir kuzu yemegi hayatabnizda yediginiz en iyi hazirlanmis kuzu yemeklerinden olabilir. cok kaliteli saraplar sunarlar, sisesi 25 euro ´dan falan baslar.

    saraptan bahsedince geminin en can alici bölgesine geldik. geminin bari. bir geminin bari kadar güzel icki icilebilinecek bir yer yoktur. bu -ana bar- tabir edecegim yer,geminin kicinda orta katlardan birinin tamamini kaplar bir konumda olur.pencereler boydan boya olduklarindan deniz kenarindaki pencerelere oturmasaniz bile üc tarafiniz denizle cevrilmis demektir. patra´dan kalkan gemiler genellikle saat 3 4 gibi ögleden sonra kalkarlar, aksam günes batarken -eger yer bulabilirseniz- orada oturup bir bira icmek keyiflerin en büyüklerinden olsa gerektir. bu barlar internasyonel kurallar geregince 5 yildizli barlardir ve ictiginiz ickinin yaninda bir dolu tabagin icinde o ickiye uygun mezeleri getirirler. mesela votka-martini ismarlarsaniz size güzel bir kase icinde yesil zeytin, zeytinyagina yatirilmis kurutulmus domates ikram ederler. bira ismarlamissaniz biraniz mutlaka buz gibi olacaktir, ve yaninda bilimum cerez tabaklariyla servis edilirler.


    gemi yolculugu, yolculuklarin yolculugudur. yalniz dedigim gibi yolculuk yaptiginiz denizin sicilinin hasbelkader temiz olmasi önemlidir, mevsimine göre firtinali olan denizlerde yapilan yolculuklar eger firtinasiz mevsimlerdeyseniz problemsiz gececektir. ancak atlantik gibi hircinlik bayragini elinde tutan bir denizde yolculuk edecekseniz unutmayiniz, her gemi batar, her gemi sallanir, eger dalga coksa cok sallanir,azsa az sallanir, atlantik de 20 metrelik dalgalarin hic de öyle seyrek olmadigi bölgeler vardir, o bölgelerden gececekseniz, iste biraz sarsilirsiniz. her gülün bir dikeni vardir, bu gülün dikeni de iste, budur. ancak akdeniz genellikle halimselim bilinen bir denizdir, bu türden vukuatlar akdeniz de hemen hic olmaz.
    4 ... paganviodio
  • politize olmamis türk

    ?.
    "aptal, beyinsiz" seklinde tepkilerle karsilasacak türk e denir. böyle birisi yoktur. yani türkiye´de, türkiye´de politikasiz bir bardak su bile icilmez. buna binaen de her türk politik bir ivmenin icerisindedir. ideolojik bir yapilanmanin icersindedir. bunun böyle olmasinin en temelinde dis mihraklarin türkiye´yi bölme üplanlari yatiyor olabilir- ama buna yerimiz kalirsa sonra deginelim.
    bütün ideolojiler insanligi daha ileri götürmek iddiasiyla cikmislardir. komunizm, müslümanlik hristiyanlik, sosyalizm falan....bütün bu ideolojilerin cikis noktalari budur. ideoloji sahibi olmak demek, bu yukarida saydiklarimdan, ya da sayamadigim ideolojilerden birisinin digerlerinden daha üstün olduguna inanmak, anlamina gelmelidir. hicbir ideoloji "ben var ya insanligin köküne kibrit suyu ekmek icin ciktim" demez. derse ideoloji olabilecek kadar taraftar toplayamaz. evet burada da ikinci bir tespit noktamiza ulasiyoruz. "taraftar toplamak" ideolojilerin en önemli bir faktörüdür.
    demek ki neymis- ideolojiler temelde insanligi ileriye götürmek icin cikmislar ve taraftar toplamamalari gerekiyormus. nasil taraftar toplayabilirler bu ideolojiler?....digerlerinin aciklarini insanlara söyleyip kendi aciklarini gizlemek suretiyle kendilerinin diger ideolojilerden daha gelismis bir ideloji oldugunu iddia etmek, mesela bir yöntemdir. komunistler bu yöntemi kullanarak liberalistlere saldirirlar, , dincilerde ayni yöntemle komunistlere saldiracaklardir.
    peki bu yöntem bir toplumun bölünmesinde ise yarar mi?...yarar, bulunmaz hint kumasidir...insanlari, komunist, dinci hristiyan ,yahudi, ermeni diye kamplara böldün mü, birbiriyle taban tabana zit kamplasmalar olusturmus olursun. bu adamlar birbirlerinin görüslerini sirf "karsi taraftan oldugu icin" kabul etmeyecekler, komunist kökenli hizli tren projesi sirf komunist kökenlilerden geldigi icin liberal müslümanlarca kabul edilmeyecek, dinci görüslere sahip adamlarin marmara´nin suyunu temizleme projesi sirf o proje bu görüs diliminden geldigi icin, paranoyak olarak alt edilmeye calisilacaktir.... bundan da güzel divide et impere (böl ve yönet) olabilir mi? sonucta bu adamlarin hepsi birden geri kalacaklar ve bunun böyle olmasinin faturasini da hep birbirlerine cikaracaklardir....ben burda su ideoloji digerinden daha kötüdür demiyorum, herhalde herkese bedava egitim ,saglik hizmeti sunan bir sosyalizm kötü bir sey olmasa gerektir, ama peygamberi "komsusu acken tok yatan bizden degildir" diyen bir din de insanlarin kötülügünü istiyor olmamalidir. "intikam intikamlar doguracaktir" diyen bir hristiyanlik da yabana atilmamalidir....da benim dikkatimi bu ideolojilerin türkiye´de nasil karsi karsiya getirilip carpistirildigi, anarsi ortami yaratildigi, durumudur...türk halki bilincli olarak politize edilmektedir, ve bu,türk halkini bölmek amacli olarak yapilmaktadir. tahminim,ayni kaynaklar- hem sagi hem de solu destekliyor olmalidirlar. bu bölünmeler kendine yasama alani buldukca mozaik gittikce daha da kirilmaktadir. daha kücük parcalar daha baska renklerle ortaya cikmakta, "büyüyecekleri" günleri beklemeye baslamaktadirlar.
    ben avrupa´da yasiyorum. burada politize olmamis, yani apolitize konumda cok insan var. adam bir dine inaniyor ama yani bu onun digerlerine düsmanlik göstermesini gerektirmiyor. sonucta, genel adimlar atilabiliniyorsa bir toplum ilerleyebiliyor. birbirlerine ayaklarindan kenetlenmis mahkumlarin hepsi birden ayni yönde yürüyünce ancak o grup yol alabiliyor, herbiri baska yöne dogru adim atmaya kalkinca o grup yerinde sayiyor, hatta ayakta bile duramiyor, cok da yoruluyor. hatta yerlerde yuvarlaniyor. türk halkindaki insanlarin da hepsine ayni yöne dogru ilerlemesinler diye "birileri" degisik degisik yönlerde adim atma komutlari veriyor. tabii bu genelin frenlemesine sebep oluyor,bütün grubu etkiliyor. kuran´da bu duruma "fitne" deniliyor, ve "fitne" herhangi bir düsmandan daha aktif daha acimasiz ve daha tehlikeli olarak algilaniyor. gerci bunu kuran söylemeseydi bile bu zaten böyle olacakti. fitnelerle bu toplumu frenleyip yavaslatiyorlar. bu fitneler gercekten cok ise yariyorlar. bence türkiye´deki bu asiri politize olma durumu, mesela futbol takimi tutma durumu da dahil olmak üzere, hep belirli gruplasmalar olussun diye yapiliyor. bu gruplar bilincli olarak birbirlerine karsi radikallestiriliyorlar, sonra iki tarafin da ellerine silahlar veriliyor, ve "sahne" deniliyor, sen iste o zaman seyreyle curcunayi. ancak sonucta tabii, o gruplardan birisi digerini yense bile genel olarak toplum ve ülke kesinkez kaybediyor.
    ...daha apolitize olmus bir türkiye umuduyla.
    4 ... paganviodio
  • uykusuz gecen geceden sonra yatagi görmek

    1.
    yatildiginda sanki "yatagin ici acilmis da kisi yatagin icine düsüyormus" izlenimi veren bir durumda uyumayi gerektiren görme islemi.yatagi görünce insan ondan baska hicbir sey düsünmez olur. bu olay insanlarin basina genellikle cok uzun yolculuklardan sonra gelir.trabzon´dan izmir´e gelmissinizdir. yollarda harikalar yaratmissinizdir, da cok garip bir his kaplamistir bedeninizi.yürüme eylemi bile eski düsünülmeden yapilan bir eylem olma özelligini kaybetmistir, gözbebekleriniz iyice kücülmüstür.sonra pijamalarinizi giyer yataga girersiniz...iste "büyük kavusma" budur!!
    uykusuzluk iskenceci polislerin yazdigi kitaplar baz alinirsa,insani en cabuk zivanadan cikartan bir olguymus. hele insan böyle bir yolculuktan gelmisse yorgunlugu daha da artar, uykuya gereksinimi had safhadadir. ben bir keresinde uzun bir yolculuktan sonra bir akrabama gelmis, onlarin oturdugu dört katli binanin önünde durmus, ve dört kat merdiveni cikacak gücü kendimde cok zor bulmustum. ondan sonra da akrabanizin "sizin icin hazirladigi" yatagi gördügünüz o an, insanin telli duvakli gelin görmesi gibidir.insan o yataga sevgiyle bakar...
    2 ... paganviodio
  • yeni sevgilinin 9 aylık hamile olması

    ?.
    ...hmmmmm....sevgilisi -yeni olani- 9 aylik hamile olan bir adam, büyük bir ihtimalle kendi annesiyle papaz olur. kendisine annesinin "olm biz seni baskasinin cocuguna sahip cik asevi darrülsafaka görevi üstlen diye mi yetistirdik?" seklinde bir soruyu yöneltmesi cok mümkündür- ben, böyle bir durumda sahsin annesine " seviyorum anacigim, anlaaa beeeniiii" demesini, annesinin de " iyi bari madem seviyormussun" demesini akla yakin bulmam. hatta uzak bulurum. valla öyle yeni sevgilisi 9 aylik hamile birisinin eger arasi sevgilisiyle iyiyse, sevgilisinin disinda herkesle kötü olmasi pek bir mümkündür- diye düsünüyorum. benim böyle bir arkadasim olsa, ben kendisine kandirilmakta oldugunu söylerdim. "olm senin sevgilin seni degil cocugunun gelecegini düsünüyor" derdim. söyledigim yanlis olsa bile derdim bunu...
    3 ... paganviodio
  • hem müslüman hem de gelişmiş ülke

    25.
    yaniti degisik olan bir sorun. soru. insanlarin gelismemis olmasinin dinleri olmasina ima eden bir yaklasim. ben katilmiyorum buna. hristiyanlar hristiyan olduklari icin ilerlemis degillerdir. dinlerin kökenine dogru da giden bir durumu var bu sorunsalin. bu konulara girmeyelim. ancak su konuya girebiliriz. divide et impere- böl ve yönet, batinin bir taktigidir. bunu heryerde okuruz, herkes de bilir. vietnam devleti abd gibi bir devi savasta altetmis ancak parasi olmadigi icin gene de kölelesmekten kurtulamamis bir devlettir. bu söylem yani- sonuctan tez üretmek cabasi- her zaman - aslinda hicbir zaman- bir ise yaramamaktadir. müslümanlarin devlet olarak dünya ya söz gecirememelerinin ardinda onlarin dinlerinden baska ekonomik, askeri pekcok faktör olsa gerektir. kaldi ki cok güclü yerlere gelmis müslüman insanlar, doktorlar, hukukcular, sanatcilar mevcuttur. bunun disinda bu konular bile siyasetin bizzat icerisindedirler. fatih akin bir filminde veranda da voleybol oynayan türk mahkumlarini gösterdiginde bu , bati basinini son derece rahatsiz etmisti. "türkiye´de mutlu mahkum, voleybol oynayan mahkum" gösterilmezdi. türkiye´deki mahkum olsa olsa "iskence cekerken" gösterilmeliydi. kaldi ki burada sadece bir filmden bahsedilmektedir. gercegine herhalde ki tahammül edilemez. bu ortaya atilan sorunlar, genellikle önyargilardan kaynaklanirlar. önyargilarin tutunabilmesi birtakim iddialarin destegiyle olacaktir.
    en önemli konulardan birisi güney amerika kitasi- bakiniz- devleti degil kitasi- konusudur. bu kitadaki bütün insanlar ayni dili konusurlar- brezilyalilar portekizce konusur, ama portekizce ispanyolcaya cok yakin bir dildir, ayni dil sayilabilir. hepside ayni dinin üyeleridir, yasadiklari topraklar her bakimdan dünyanin en verimli topraklaridir. yani aslinda cok büyük ortak paydalari olmalidir. ancak hepsi cok yoksuldurlar, ve hicbir gelisim gösterememektedirler. yani kendi baslarina, baskalarinin güdümüyle gerceklestirilen gelisime gelisim denilemez.
    ayni seyler divide-impera- müslüman devletleri icin de gecerlidir. aslinda ileri olmayan bütün devletler icin gecerlidir. ileri olan devletler herhaldeki öncülüklerini kaybetmek istemezler, ve bunun icin de birseyler yapmalari gerekecektir....de bu konu uzar gider...bu tartismanin özünde pratikteki bir durumdan yola cikarak bir dine dil uzatmak seklinde bir yaklasim vardir. bu cirkin bir yaklasimdir. komunistler de cok kizarlar- onlara -iste bak onca yaptiniz ettiniz, hepsi yikildi,denilince. bu türden su anki pratikten yola cikarak insanlarin özümsedikleri olgulara saldirmak toplumu germek, bölmektir, bu ise en azindan sosyolojik olarak yanlis bir davranis olsa gerektir.
    2 ... paganviodio
  • fransizlarin paris takintisi

    1.
    diger tüm milliyetteki insanlarin "hah tam üstüne bastin" diyecekleri, fransizlarinsa, kesinlikle kabul etmeyip "seni gidi fransiz düsmani" diyecekleri ünlü takinti. bu takinti kendisini en bariz sekliyle "yol tabelalarinda" gösterir, fransa´yi hic bilmeyen, ve cografyadan da hic anlamayan bir insan fransa´da yapacagi bir seyahatte bütün otobanlarin ilk önce "paris" e ugradigi intibaini edinecektir. tamamen gercektir, gören herkesi de öncelikle biraz sersemletir. lyon sehrine giderken otoban a36- a36 lyon´a almanya´dan gider, yani paris´le hic ilgisi yoktur- acip haritada lyon´un yerine bakiniz- - bu otoban´in almanya´nin güneyinde basladigi yerde yoldaki ilk kilometrelerde altindan gectiginiz koskoca otoban tabelasinda ciddi ciddi PARIS yazmaktadir !!! hayir, o tabelada baska da birsey yazmiyor, o zaman o yoldan gecen yolcu, benim ilk gectigimde hissettigim- vay anaaaammm demek ki cok yanlis gidiyoruz- hissine mutlaka kapilacaktir. ne o otobanin yönü, ne gectigi sehirler uzaktan yakindan paris´le ilintilidir, ancak o tabela gene de oradadir. baska örnek- bordeaux fransa´nin atlantik kiyisinda ispanya sinirina 160km mesafede- demek ki oldukca güneyde bir fransiz sehridir.bu sehirden bordeaux´dan daha da güneydeki akdeniz kiyisindaki marsilya sehrine giden otobanin bordo sehrindeki tabelasinda söyle yaziyor
    paris
    toulouse
    carcassone
    marseille

    ...böyle bir tabelayi gören bir insan o otobanin ilk önce paris´e gittigini paris en üstte yazdigi icin düsünecektir. ancak bulundugu yer bordo´ysa ve gitmek istedigi yer de marsilya´ysa ve o tabela da paris´le marsilya ayni yöne dogru gösteriliyorsa, o iste bir gariplik olmasi kacinilmazdir. bu konya-kayseri-sivas karayolunda yazili ilk sehrin "istanbul" olmasi gibi birseydir. biz fransiz olmadigimiz icin bu levhalari "abesle istigal" olarak buluruz, ama fransizlar canlarini dislerine takip bu yol tabelalarini savunuyorlar. bugün biz fransa´daki bir yerden arabayla evimize döndük, ne tarafa döndüysek kendimizi "paris" e giderken bulduk !!! Allahtan yol numaralarini yaziyorlar da insan hic olmazsa yol numarasindan yönünü bir sekilde tutturabiliyor...
    5 ... paganviodio
  • neckar nehri

    1.
    stuttgart´in 100 km dogusunda dogup mannheim sehrinde ren nehriyle birlesen nehir. debisi düsük bir nehirdir.350km uzunlugunda falandir.neckar´in dogdugu güney kara ormanlari bölgesi bir ayrinti yüzünden cok dikkat cekicidir. bu bölgeden üc nehir gecer, ücü de baska yönlere akmaktadir, dünya da bu kadar kücük bir bölgede böylesine meyil farkliliklarinin oldugu baska bir yer yoktur. bu bölgede dogan neckar kuzey yönüne akar,ayni yerin 50 km bile uzaginda olmayan bir bölgede avrupa´nin en uzun nehri olan tuna dogmaktadir. tuna´nin dogdugu yer donaueschingen denilen kasabadir(donaueschingen almanca tuna´nin kaynadigi yer,demektir), ve ne hikmetse bu nehir kuzeye degil doguya dogru akar. bu ikisinin hemen altindaysa koca nehir ren vardir....ren nehri dalga gecer gibi bu bölgede batiya dogru akmaktadir (ren nehri sonradan basel yakinlarinda kuzeye dogru dönecek ve mannheim´da neckarla birlesecektir.) zaten ren nehrinin atlantige tuna´ninsa hemen hemen ayni yerlerde dogmalarina ragmen karadeniz gibi bambaska bir yöne akmasi cok insani heyecanlandirmistir. bu bahsettigim bölge 100 km kare falandir.neckar´in dogdugu yerle tuna´nin dogdugu yer arasi arabayla 20 dakika da katedilir. tuna´nin dogdugu yerden ren nehrine ulasmak da hemen hemen o kadar tutar. bu büyük yön farkliliklari cok insani hayrete düsürmektedir, ben de dahil.
    3 ... paganviodio
  • a7 otobani

    1.
    almanya´nin en uzun otobani. 950 km uzunlugundadir, danimarka sinirindaki flensburg sehrinden bayern eyaletinin isvicre yakinlarindaki kempten sehrine kadar uzamaktadir. a1´le birlikte hamburg limanina gelen ticari malin güney bati ve güneydogu avrupa´ya tasinmasi acisindan cok önemli bir yoldur. yolda a6´yla,a5´le kesisir. önemli bir ticaret yoludur.
    2 ... paganviodio
  • a6 otobani

    1.
    almanya´yi batidan doguya direk kateden otoban
    (autobahn-almanca oto hizli hatti-pisti-demektir)

    avrupa´nin dogu-bati yönündeki en önemli otobanidir.dogu avrupayi bati avrupa´yla birbirine baglar. isvicre ve kuzey italya´nin alp daglariyla son derece engebeli olmasi yüzünden güney avrupa´yi da kuzeydogu avrupa´yla bagladigini söylemek gerekir. akdeniz kiyisindaki sanayi ürünlerinin kuzeydogu almanya,polonya,cek cumhuriyeti yönüne olan trafigi bu otoban sayesinde saglanir. a5´le kesistigi wiesloch-walldorf kavsagindan a9´la kesistigi nürnberg dogu kavsagi arasindaki trafik avrupa´nin en önemli ana damarlarindan kabul edilmektedir. avrupa´nin en önemli ticaret yolu, bir anlamda modern ipek yolunun avrupa ayagidir.

    avrupa´nin en büyük ve önemli limani rotterdam limanidir,bundan sonraki ikinci büyük limanda belcika´daki seebrugge limanidir,bunu fransa´nin batisindaki le havre limani takip eder. bu limanlara amerika ve afrika kitalarindan gelen yükün, avusturya,cek cumhuriyeti, bütün balkan devletleri,rusya, polonya,almanya´nin baskenti berlin gibi cok önemli merkezlere tasinmasi acisindan bilinen en önemli yoldur.

    paris´le berlin arasindaki trafigin almanya ayagi tamamen bu yol üzerinden olmaktadir. kis sartlarinda yolun acik, buzsuz olmasi avrupa acisindan hayati bir önem tasimaktadir. a81´le kesistigi weinsberg kavsagiyla yolun stuttgart ve güneyine, bu sayede de kuzey isvicre´ye baglantisi yapilmistir. bu yolda trafik hicbir zaman yogunlugunu yitirmez ve arabadan daha cok tır kamyonlariyla doludur.
    1 ... paganviodio
  • boeing 787 dreamliner

    4.
    boeing´in 11.nesil olarak üretecegi ucak. orta ve uzun menzilli ucuslar icin tasarlanmistir.b787-3,b787-8 ve b787-9 modellerinin yapimi planlanmistir. en cok siparisi verilen modeli b787-8´dir. bu ucak 14.500 km menzillidir, ve bir a330-200 ucagina göre 18000kg daha hafiftir. b787-3 modelinin ise menzili 5600 km´dir. 300 kisilik olarak düsünülmektedir. yolcu kabinindeki havanin daha nemli olmasi, kabindeki ses düzeyinin düsük tutulmasi gibi yenilikler ihtiva etmektedir. sürati bir b777 veya b747 jumboyla hemen hemen ayni olarak düsünülmüstür. degisik yerlerde cesitli parcalarinin üretilip everett-washington´da son montajinin yapildigini okuduk. mesela kanatlarinin mitsubishi´nin nagoya-japonya- tesislerinde üretilecegi bilinenler arasindadir. bunun yanisira bazi baska parcalarinin grotagglie ve foggia-italya- daki fabrikalarda üretildigini de biliyoruz.en önemli müsterisi su an itibariyla japon all nippon airlines´dir.bu sirket b787-8 ve -3 modellerinden toplam 50 ucak siparis vermistir. bu sirketin disinda qatar airways, british airways, etihad da bu ucagin müsterileri arasinda sayilabilirler. lufthansa´nin airbus´u aldatip dreamliner´dan yüklüce bir siparis vererek en önemli müsterilerden olacagi haberleri gazetelerde yer almaktadir. bu ucagin klimalarinin basincli hava degil elektrikli olarak dizayn edildigini söylemek gerekir. ayrica ucagin pencereleri diger bütün ucaklardan daha büyük olarak tasarlanmistir. ve bu pencereler elektronik bir sekilde yolcunun istegine göre karartilacak sekilde düsünülmüstür. b787-3 155,b787-8 171.5,b787-9 177 milyon dolar fiyatla piyasaya sunulmus bulunmaktadir.ucak chevron nozz tipi iki jet motoruyla hareket etmekte bu teknik ucagin daha az yakit harcamasina katkida bulunmaktadir. b787-3 bir b767´ye göre yüzde 10 yakit tasarrufu saglamaktadir. thy´nin bu ucakla ilgili bir girisimi henüz bilinmemektedir, tam aksine thy´nin bu ucagin rakibi olarak düsünülen airbus 350 modelinden 15 tane siparis verdigini okudugumu belirtmek isterim. bu siparis halen gündem de midir degil midir, bilemiyorum.
    2 ... paganviodio
  • ice 3

    1.
    almanya´nin en hizli ve lüks treni(ice-intercity express).tgv kadar hizlidir.ancak almanlar fazlaca güvenlik delisi olduklarindan sadece frankfurt-köln hizli tren hattinda 320 km süratle seyretmektedir. ancak almanya´nin en hizli treni oldugu tartismasizdir. bu tren frankfurt-köln hizli tren hatti yüzünden dizayn edilmistir.sonundaki 3 rakami 3. nesil hizli tren oldugu manasindadir. almanya´da klasik ice 1 onlarca yildir seferlerine devam etmekte olup,klasik hizli tren seklinde,ortada 5 ´i 1.,13´ü 2.sinif vagonlarla teskilatlandirilmis,1. ve 2. siniflar arasindaki üstü bombeli restaurant vagonuyla, iki tarafinda biri iten digeri ceken iki lokomotifle hareketi saglanan bir trendir. ice 2 ise buna karsin daha kisadir, tek bir tarafinda lokomotif vardir. 2 adet ice 2´yi birbirlerine bizim bildigimiz iki banliyö trenini bagladiklari modda baglayip sefer koyduklari genellikle görülür.
    buna karsin ice3´te lokomotif yoktur, ve bütün vagonlar kendilerini cekmektedirler. ice3 ´ün birinci vagonunda makinist otobüslerde oldugu gibi, kabinde yolcularin oturdugu bölümden kalin bir camla ayrilmis bir bölmede oturmaktadir.o camin önünde dikilip trenyolunu makinistin bakis acisiyla seyretmek mümkündür.elektrigi yolcularin da oturdugu bir trafo vagonundan alir. vagonlarin kendilerini cekiyor olmasindan dolayi her vagonda inceden bir ses duyulur. enterasan olan sey ice 3´te ice 1 gibi son derece uzundur, ancak buna karsin ivme kazanmasi cok cabuk olur, ben bir ucak misali durdugu yerden adami koltuga yapistiracak sekilde büyük bir ivmeyle yolda durmasini gerektiren bir sinyalden sonra ana sürati 320 km´ye ulasan-ve bunu dakikalar icerisinde yapan- bir ice3 seyahati yapmisimdir. cok lükstür, hemen hic sarsilmaz. bu konuda baskaca söyleyebilecegim enterasan seyde bir istasyonda beklerken önünüzden gectigi takdirde tozu dumana katmamasi, etrafinda firtinalar olusturmamasidir, demek ki cok aerodinamik bir yapisi olmalidir.
    3 -1 ... paganviodio
  • biblis

    ?.
    frankfurt-mannheim demiryolu üzerindeki bir alman kasabasi. cok önemli bir kasabadir. oldukca fazla saglik, kültürel yapilanma mevcuttur. bunun disinda son derece gelismis bir sanayi yapilanmasindan da bahsetmek gerekir. stuttgart-mannheim-frankfurt hizli tren hatti bu kasabadan gecer. bu hat her zaman mevcut olan yavas tren hattinin rehabilite edilmesiyle hizlandirilmis, trenlerin gene de cok hizli gitmesine imkan vermeyen bir yapidadir. hizli tren de yavasi da burada son derece yavaslarlar. cünkü biblis tren istasyonun da son derece keskin bir viraj vardir ve bu yer hizli trenle seyahat eden yolcunun dikkatini sundan dolayi ceker- hizli tren sadece biblis´i gecerken son derece keskin bir fren yapar ve bu kasabanin istasyonunu en fazla 50 km hizla gecer. bir trenin 220km´den 50km ´ye düsmesi yolcunun dikkatini celbeder, bu kasaba da benim dikkatimi bundan cekmisti.
    bu kasabanin en önemli özelligiyse tren yolunun burada keskin bir viraj yapmasi elbetteki degildir.almanya´da kapatalim mi, acik mi birakalim tartismalarinin hic bitmedigi,meshur atom reaktörünü bünyesinde barindirmasidir. avrupa´daki faal durumda olan en büyük ve en eski atom reaktörü biblis kasabasinda bulunmaktadir. duyumlarima göre bu reaktör faaliyetlerine 1975 yilindan beri devam etmektedir. burada bir degil üc adet reaktör mevcuttur, ve bir numarali reaktörü bildigim kadariyla 2009 yilinin sonunda kapatacaklar. iki ve üc numaralarin 2013-2019 yilina kadar faaliyetlerine devam etmesi konusuyla ilgili gazetelerde cikan haberleri de kamuoyu olarak zaman zaman okuruz. bu reaktör 11 eylül saldirilarindan sonra son derece siki bir sekilde güvenlik altina alinmis, dört bir yanindaki duvarlar sese ve isiya duyarli kameralarla donatilmistir. havadan yapilabilecek bir saldiriya karsi da önlem almakta olduklarini okumus ancak konuyla ilgili sonraki gelismeleri takip etmemistim. herhalde birtakim radarlarla falan donatilmistir. bu reaktörün en en önemli özelliklerinden biri eski olmasi yüzünden yenilestirilme calismalarinin hicbir zaman bitmemesi ve alman devletine devamli bir yenileme maaliyeti yüklemesidir. sol görüslü politikacilar bu durumu devamli olarak elestirirler. kapatalim kurtulalim edebiyati yaparlar. ancak güney hessen ve kuzey baden württemberg bölgelerindeki olmazsa olmaz bir enerji aciginin -eger bu reaktör kapatilirsa- halen bir cözümü olusturulmamistir.
    2 ... paganviodio
  • bad reichenhall

    ?.
    almanya´da stuttgart´in güneyinde kara ormanlarin icinde oldukca sirin kücük bir kasaba. kücük ve sirin bir kasabadir. cok önemli bir dermatoloji(deri hastaliklari) kilinigini bünyesinde barindirir. daglik bir bölgededir ve yolu biraz cetrefillidir. dinlenme merkezidir. sifali sular cikar. deri hastanesinin burada kurulmasinin sebebi de bu sifali özelligi olsa gerektir. bad reichenhall´de kültürel acidan son derece aktiftir, bu kücücük kasaba bir filarmoni orkestrasini bünyesinde barindirmaktadir. benim bu orkestranin konserlerine gitmisligim yoktur, ama gidenler cok iyi bir orkestra oldugunu söylemektedirler. benim hanimin anneannesinin eli kötü bir sekilde yanmisti ve kadini o hastane de tedavi etmislerdi. o zaman bir kez gitmistim ben bu kasabaya. büyücek bir barok saray mevcuttur. sarayin ici son derece zengin dösenmistir, duvarlari barok tarzda mavi rengin hakim oldugu röliyeflerle bezenmistir. heryerini gezmek icin sarayin turlarina katilmak, bunun icinde bu turlarin saatlerini bilmek gerekmektedir. bunlari ben ordayken oldugu gibi, bilmiyorsaniz o sarayin her tarafini gezdirmezler. yalniz 3 euroya kiraladiklari icinde sarayi gezdiren rehberin konustugu mp3 calarlardan alir, mp3 calar da konusan kadinin yönlendirmesiyle her zaman ziyaretciye acik,görülebilinecek yerlerini gezebilirsiniz, o da yeterlidir.
    1 ... paganviodio
  • bad krozingen

    ?.
    bad krozingen almanya´nin güneyinde freiburg-basel demiryolu üzerinde freibug´un 2o km altindaki bir kasaba. büyük bir kasaba degildir. devlet yolu b3 tam icinden gecer, almanya´nin güneyine inen yollarin belkemigi otoban a5´ten bu kasabaya bir cikis vardir. en önemli özelliklerinden birisi dünyanin sayili kalp uzmanlarinin birlikte kurdugu kardiyoloji hastanesidir. kalp hastaliklari konusunda dünyadaki en önemli merkezlerden birisidir. avrupa´da pekcok merkezde ölecegi kesinlesmis hastalar son care olarak bad krozingen´e gelir ve sifa bulurlar- bazilari da bulamaz-. cok cetin ameliyatlar yapilir. almanya´nin isvicre´yle olan güney demiryolu baglantisi tam icinden gecer, her iki üc dakika da bir tren gecer, hizli,yavas, yük...isvicre´ye, ve oradan da italya´da giden, güney hattini kullanan bütün trenlerin gectigi- ama cogunun durmadigi- bu istasyon´da fotograf makinenizle tren fotograflari cekmek icin bir onbes dakika oturdugunuzda mutlaka birkac ipek yolu gibi uzun yük treni, birkac banliyö treni, birkac bölgesel, birkac uluslararasi, birkac da hizli tren (ice-intercity express) resmi mutlaka cekebilirsiniz.
    kardiyoji hastanesi´yle tren yolu arasindaki bölgeye genis bir bahce yapilmistir, ameliyata hazirlanan hastalarla ameliyati bitmis nekahat dönemi gecirmekte olan hastalar oturabilsinler diye büyük bir bahce yapilmistir,bu bahce duvarlarla sinirlandirilmamis, bir ucu bad krozingen kasabasinin sokaklarina acilir halde yapilmistir. ben bahce diyorum ama birkac hektarlik oldukca büyük bir alandir. tam ortasinda üstü kapali yanlari acik,ortasindan sahneye giden gecisin oldugu iki tarafina yüksek tribünler yapilmis büyük bir sahne, acik hava konser salonu insa edilmistir. burada herkes istedigi zaman enstrumanini getirip birseyler calmakta serbesttir. bazen tiyatro gruplari buraya gelir, bir tiyatro oyunu sergilerler. seyirci oradaki herkes olabilir. sadece tek tarafinda duvar olmasi, duvardan tribünlerin bittigi yere kadar tribünlerin arkasindaki direklerle arka tarafta, duvarla bitistirilmesiyle ön tarafta bu sahnenin üstü tamamen kapatilmistir.duvar dedigim yerde kapali odalar ve oldukca temiz tuvaletler bulunmaktadir. oradaki odalardan kilitli bir tanesinde üstü kapali anahtarlari yönetimde bulunan tam kuyruklu bir steinway&sons konser piyanosu bulunmaktadir. yönetim izin verirse bir aksam vakti -gece performanslari icin isiklandirma düzeni mevcuttur-ilanlar yaptirir girisi bedava konserler verbilirsiniz, ancak bu isin oldukca karmasik bürokratik islemleri vardir.bazen burada dünyaca ünlü piyanistler de calalarlar, o zaman sahnenin acik kismini bariyerlerle kapattirir, tam ortada acik olan yere de bir masa ve bilet kesen güzel bir kiz oturttururlar. oradan elde edilen paralarin ancak cok cüzi bir kismini calana verirler, hastane yönetimi bu konuda cok hassastir ve ancak hastaneye yardim amacli olarak girisi parali konserler verilmesine müsaade ederler. buradaki bahsettigim bu sahne icinde bir senfoni orkestrasini barindirabilecek kadar büyüktür. sahnede duran kisinin performansi her yerden duyulur, akustigi fena degildir,günün herhangi bir zaman dilinde oraya gidip birseyler calabilirsiniz. eger yaptiginiz sey güzelse etraftan gecenler ellerinde termoslarindaki kahveleriyle gelir tribünde oturur yaptiginiz seyi dinlerler. hastane yüzünden son derece internasyonel bir hava vardir, cinlisinden amerikalisina, bu insanlarin yakinlarina kadar cok insanin ugrak yeridir bad krozingen.
    1 ... paganviodio
  • heilbronn

    1.
    almanya´nin en az taninan ismi anilinca dudak bükülen sehrilerinden. kücük bir sehirdir,ama almanya´nin belki de en zengin sehridir. audi bu sehirde imal edilmektedir. ingolstadt´taki tesislerinden daha büyük tesisler heilbronn´da da mevcuttur. nüfusuna ve cüssesine göre cok fazla bar, restaurant vardir, bunlar genellikle doludur, pahali restoranlara genellikle rezervasyonsuz gidilirse oturulamaz. ragbet öyle yüksektir. sanayi cok gelismistir, bosch un cok önemli bir kismi heilbronn´da dir. bunun disinda meshur alman deterjan markasi omo´da heilbronn´da üretilir. bunun disinda hatiri sayilir seviye de ilac üretimi yapilir. mannheim- stuttgart demiryolu hattinda oldugu icin bu iki sehirle de son derece güclü bir baglantisi mevcuttur, halki cok misafirperverdir, yabancilar bu sehirde kabul görmüs ve yapiya dahil olmuslardir, bu da bu sehrin en önemli özelliklerindendir.
    3 ... paganviodio
  • stuttgart

    9.
    stuttgart güzel bir sehirdir, halki da buna binaen oldukca kendini begenmis ve ukaladir. ayrieten de cok muhafazakar olduklarindan yabancilarla karismamis gettolasmaya gidilmis sehirlerden birisidir- almanya´nin diger bazi liberal sehirlerinde bu gettolasma olmamis, homojen bir yasam olusmustur- bu durum stuttgart icin sözkonusu degildir. yapisal olarak güzel bir sehirdir, oldukca saglam bir metro, ve tramvay agi mevcuttur. yavas ve hizli tren baglantilari mükemmeldir. cok türk yasar ve türkler kendi aralarinda son derece aktiflerdir. sanata merakli olanlari cok ilgilendirecek son derece genis bir kolleksiyonu olan bir devlet galerisi mevcuttur, galerinin sahip oldugu resimlerin arasinda bircok dali, picasso, pissaro ve renoir sehrin medar-i iftihar vesilelerinden birisidir. tren gari hitler zamaninda yapilmis kocaman bir binadir ve halen faaldir. yasam son derece stresslidir, herkes bir yerlere kosusturur, o kadar da turist canlisi bir sehir degildir.
    3 ... paganviodio
  • bordeaux

    12.
    fransa´nin güneybatisindaki sarabiyla ünlü sehir. pekcok insana göre fransa´nin,bazilarina göreyse dünyanin en güzel sehirlerinden biri. hicbir modern görünümlü yapi yoktur bordeaux´da. bütün binalar eskidir ve tarihidir. Unicef´in komple olarak "dünya tarihi mirasi" ilan ettigi benim bildigim tek sehirdir- diger bütün yerler kismen bu sinifa alinirlar-. son derece zengin ve zevkli bir sehirdir, cok da pahalidir. halki akdeniz insanlarina hic benzemez, sakin ve sükut icersindedirler.
    1 ... paganviodio
  • atlas okyanusu

    9.
    4 gün sonra yeniden bordeaux yakinlarindaki güzel fransiz kasabasinda paskalya tatilini gecirmek üzre gidip, karsisinda dikilip, "sen ne güzelsin" diyecegim gercek dost....gercek sevgili, devlerin devi, 6 metrelik dalgalariyla gercek bir muamma. milyonlarca insani besleyen bir ana, milyonlarca tür baligin ana vatani....sudan evren....atlantik...ne severim kendisini....buz gibidir kendisi, hicbir zaman isinmaz. hicbir zaman...eeee bi litre suyu bile 5 dakika da isittigimiz düsünülürse 355 milyon kilometreküp suyun böyle hamam suyu gibi oldugunu düsünmek mümkün olamasa gerektir.. yazin agustos ayinda gidersiniz buuuuuzzzz gibi suya ayaginizi degdirir ohbeee dersiniz. bi de o bikac metrelik dalgalarini carpti mi adama, tamamdir,yeter serinlemissinizdir, artik kiyidaki bungalo bara gidip bir bira icebilirsiniz. bizim gibi akdeniz cocuklarini korkutacak derecede gariplilleri vardir kendisinin... nazare kasabasinda-portekiz- balikci bana eliyle söyle ileride bir yeri isaret etti ve dedi ki "surasi var ya" dedi "orasi 1850 metre derinliginde"...ben "sen ne diyorsun agam" seklinde inanmama halleri gösterince,"biz de sonar aleti var bir kere ölcmüstük" dedi.... atlantik güzeldir, atlantik yüzme havuzu degildir, adami huzuruna cok nadiren kabul eder, portekiz gibi kendisinden gecinen bir halkin cogunun yüzme bilmemesine sasmamak gerekir, ben ancak bir kac kulac atabildim, o denizi seyretmeye gideceksin, yüzmeye degil. denizci arkadaslarim var...atlantik diyince,o,derler,hircinlikta öncülügü hicbir baska denize kaptirmaz...cok hircindir kendisi... o dalgalar..... o dalgalarin ne kadar gür bir ses cikardigini yaninizda mp3 calar falan varsa cok güzel test edebiliyorsunuz, mp3 calarin sesini sonuna kadar actiginizda normalde ne kadar kuvvetli bir ses cikardigini biliyorsunuz ama, okyanusun kiyisinda ciplak ayaklarla dalgalarla flört yaparken, kulaginizin icindeki müzigi resmen duymuyorsunuz.... bu cok enterasandir, cünkü, o acayip gürlükteki ses muammasi kesinlikle rahatsiz etmiyor, ben bunun nasil olabildigine bir anlam veremiyorum, ayni gürlükte müzik diskolarda bile olmaz- dikkat atlantik kiyisinda cok ünlü bir sürü tatil beldesi, oralarda da artik efsanelesmis bir sürü yazlik diskotek vardir, hicbirisi deniz kiyisinda degildir- yaninizdaki sevgilinizi, cep telefonunuzun en yüksege ayarlanmis calisini falan duymaniz mümkün degildir. de benim söylemek istedigim sey, o gürlükte insan yapisi hoperlörlerden müzik dinleseniz 10 dakika icersinde kafaniz siser, bütün düsünceniz oradan kacmak olur, ama okyanus.... orada bütün gününüzü gecirirsiniz, kiyidaki banklara oturur kitap okursunuz,barda oturur birseyler icersiniz ve hic rahatsiz olmazsiniz, aklima geldikce ben buna hayret ederim, simdi gene aklima geldi, gene hayret ettim. gecen gittigimde kaldigim yer kiyidan 12 km icerideydi, ve okyanusun hircinligi o mesafeden bile gayet net olarak duyulmaktaydi, bu kadar söylersem herhalde derdimi anlatmis olurum. deli oluyorum,kendisini gene görecegimi düsündükce....ahhh ne büyüktür o....
    7 ... paganviodio
  • bogazici ekspresi

    4.
    bogazici ekspresi türkiye´de istanbul-ankara arasinda calisan en eski trendir diyebilirim, yani benim bildigim en eski trendir, tam ne zaman sefere konmustur, onu ben de bilmiyorum, ama eskiden aksam saat 5´e 5 kala bizim evin yakinindan gecen tren yoluna dikilir trenin gecmesini beklemeye baslardim. son zamanlarda da artik siradanlastirilmis bu tren de. aslinda ben olsam bu treni bir atraksiyon gecmisten günümüze gelen bir nostaljik "oldtimer" seklinde yeniden sefere koyardim, eski vagonlariyla- o vagonlar kesinlikle bugünkülerden daha konforluydu, gercek tahta, gercek celikten yapilmis, hicbir tarafinda bu yeni yalanci alisimlar kullanilmamisti, o vagonlar bugünkülerden daha da agirdi tabii ve bu da vagonu daha stabil yapiyordu falan....neyse eski bogazici ekspresini özledigimi söyleyebilirim, herseyin yenisi o kadar iyi olmuyor. arada bir nostalji de lazim.
    2 ... paganviodio
  • cristiano ronaldo dos santos aveiro

    214.
    alveria´li portekiz´li futbolcu. topu ayaginda cok tuttugu icin elestirilirdi bir zamanlar, fazlaca sahsi oynadigini söyleyenler az degildi, ancak gelgelelim durumunu son derece düzeltmis oldugunu, oyunculuk klasmaninda cok üst seviyelere artik ulasmis bulundugunu, hekesin yavas yavas kabul etmesi gereken futbolcu. bir de cok zengin cok. para icinde yüzüyor.
    1 ... paganviodio
  • yeni şeyler getiriyorum